Bu Blogda Ara

11 Ocak 2019 Cuma

TARİHİN BİLİNMEYENLERİ, AKIL DIŞI BİR OPERASYON MİLLİ MÜCADELE’DE ENOSİS GEMİSİNİN ZAPTI



TARİHİN BİLİNMEYENLERİ, AKIL DIŞI BİR OPERASYON
MİLLİ MÜCADELE’DE ENOSİS GEMİSİ’NİN ZAPTI

Milli Mücadele’de denizcilerimizin, korsan ve kadırgalar devrinin heyecanını yaşamış olduklarına şüphe yoktur. Binlerce tonluk gemileri, oyuncak bir tekne gibi yoğurup yutan Karadeniz; büyük bir taka kadar dahi kabadayı olmayan küçücük, çürük, çarık teknelerle gece gündüz açık denizlerde dolaşmak her halde kolay bir davam olmasa gerek. Buna rağmen denizcilerimiz bu, dozu pek fazla heyecanı, yudum yudum içerek altlarındaki ölüm tekneleriyle, Karadeniz’in yutacak gemi arayan deli fırtınalarını da, sırasın da Yunan savaş gemilerini de hiçe sayarak yokluk içinde varlık yaratmışlardır ve o eşsiz varlık Atatürk’e layık olmak için değil tehlikelere, ölümün ta kendisine bile meydan okunmaz mı? Rusların Novrosiski Limanı’ndan, Enosis isimli bir Yunan gemisinin yakında Yunanistan’a doğru hareket edeceği öğrenilmişti. Bu geminin asıl ilgi uyandıran tarafı yükü hakkında duyulan fısıltılardı. İnsana peri masalındaki efsaneleri hatırlatan bu fısıltılara göre, gemide çuvallar dolusu altın gümüş paralar, külçe külçe altınlar, sandık sandık pırlanta ve elmaslar bulunuyor ve bu hazine, Bolşevik ihtilali dolayısıyla Rusya’dan Yunanistan’a kaçırılıyordu. Milli Mücadele’de Enosis’in Zaptını Gösteren Temsili Resim Ruslardan alıp ta tamir için Novrosiski’ye gönderilmiş bulunan bir ve iki numaralı motor gambotlarımız, bu seyyar hazineyi yolda ele geçirmek amacıyla işlerini çabuk bitirerek 20 Nisan 1922 günü sabah saat 8’de Novrosiski’den hareket ettiler. Bu motor gambotlar 35’er tonluk küçücük tekneler olup birer tane 47, birer tane de, 37 milimetrelik makineli topları, 20 mil hızları vardı. Personeli ikişer subay, dokuz erden oluşuyordu. Bir numaralı motor gambotun komutanı Yüzbaşı Necati Bey (Halen Deniz Bank İdare Meclisi Başkanı Emekli Amiral Necati Özdeniz), iki numaralının da Yüzbaşı Reşat (Talayer) Beylerdi. Enosis şilebinin hareket günü kesin olarak bilinmiyordu. Günlerce deniz üzerinde beklemeye motor gambotlarımızın akaryakıtları da uygun değildi. Kesinlikle Novrosiski’ye yakın bir Rus limanında beklemek zorunlu idi. Fakat Devletler Hukuku da motor gambotlarımızın sebepsiz yere bir Rus limanında istedikleri kadar kalmalarına izin vermezdi. Denizcilerimiz bunun da çaresini buldular. Novrosiski’nin 11 mil kadar kesişlemesinde bulunan Gelincik limanının önünden geçerlerken, birdenbire iki numaralı motor gambotun güvertesinden kuvvetli bir duman yükseldi ve gemi stop etti. Bir numara, acele harmanlayıp iki numaranın yanına geldi; çıkan bir arıza dolayısıyla iki numara hareket kabiliyetini kaybetmiş gibi gösterilerek, bir numara bu motor gambotu yedeğe aldı. Gelincik Limanı’na yol verdi. Limana inildiği zaman Rus makamlarına çıkan arızanın giderilmesi için Gelincik Limanı’na sığınmak zorunda kaldıklarını bildirerek arıza giderilinceye kadar bir iki gün limanda kalma iznini aldılar botlar limanda tamir bahanesiyle zaman doldururlarken bu arada iki numaranın süvarisi Yüzbaşı Reşat Bey sivil giyinerek Enosis’in hareket zamanını öğrenmek üzere Gelincik ile Novrosiski arasında işleyen motorlardan birine atlıyarak Novrosiski’ye gitti ve rıhtım boyundaki gemicilerin devam ettikleri kahvelere, meyhanelere sokularak Enosis’in ayın yirmi beşinci günü akşama doğru hareket edeceğini öğrenerek döndü. Yirmi beş nisan günü iki motor gambotumuz Gelincik Limanı’ndan kalkıp gözden uzaklaştıktan sonra orsa alabanda eğlenerek, Novrosiski’den çıkan gemileri uzaktan kollamaya koyuldular. Güneş ufka hemen hemen yaklaştığı bir sırada Novrosiski açıklarında bir duman belirdi; biraz sonra da teknenin silüeti meydana çıktı. Motor gambotlar hemen yol vererek ileri atıldılar. Bu sırada güneş ufkun altına kaymış, ortalık kararmıştı. Bir yanlışlığa meydan vermemek üzere denizcilerimiz; gemiye 15 metre kadar sokularak iyice incelediler, neticede bunun; yükü efsaneleştirilmiş bulunan Enosis Yunan gemisi olduğunda kimsenin şüphesi kalmadı. Bunun üzerine durması için işaret verildi. Fakat Enosis’in kaptanı hiç aldırmıyor yoluna devam ediyordu. Bir numaralı motor gambot topunun geminin ileriye doğru çevirerek bir mermi savurdu. Top sesiyle; sanki Karadeniz’in siyaha yakın rengi de, dalgaların vahşi hışırtısı da birden anlamlaştı. Hiçbir şeyden haberleri olmayan içerdeki yüz kadar yolcu ile personel, salondan, kamaralardan güverteye fırladılar. Ne var, ne oluyoruz? Diye birbirlerini tartaklamaya başladılar. Durumu kavramış olanlar; soru soranlara yakınlarındaki motor gambotları işaret etmekle yetiniyorlardı. Bu sefer de; ne yapacağız, ne olacağız? Diye soruyorlardı. Kimisi canının, kimisi malının kaygısına düşmüştü. Denizcilerimize gelince, onlar da merak ve heyecanlı idiler. Henüz sorunun bir bilinmeyenini çözmüşlerdi. Ne ile karşılaşacaklarını onlar da bilmiyorlardı ki...
Enosis’in kaptanı şaşırmış kararsızlık içinde bocalıyordu. Bir kısım yolcular, stop etmesi için kaptana çıkıştılar. Nihayet makinelere kumanda eden kampana sesleri duyuldu. Biraz sonra da Enosis durdu. Bir numara motor gambottan geminin iskelesini indirmesi için Enosis’in kaptanına seslendi. Enosis’i zapt etmek üzere iki motor gambottan ancak bir subay ile beş silahlı er ayrılabilmişti. Geminin güvertesindeki kalabalık, bu işin pek kolay olmayacağı hissini uyandırıyordu. Zor karşısında gemiyi topa tutarak batırmak işten değildi. Fakat maksat, sözü edilen hazine ile beraber gemiyi ele geçirmekti. Bir numara motor gambot müfrezeyi gemiye çıkarmak üzere, Enosis’in iskelesine yanaştı, müfreze gemiye çıkınca, motor gambotlarımızdan birisi Enosis’in sancak tarafına diğeri iskelesine geçerek, tehdit makamında toplarını gemiye çevirerek sonucu beklemeye koyuldular. Müfrezenin komutanı Emekli Yüzbaşı İzzet Bey, gemiye çıkınca; bir karşılık gösterilmedikçe hiçbir zor kullanılmayacağını, fakat uysal davranılmazsa geminin batırılacağını yolcuların da duyacağı şekilde kaptana söyledi. Gemidekiler kadere boyun eğdiler. İzzet Bey’de, geminin gerekli gördüğü yerlerine nöbetçiler dikerek motor gambotlara her şeyin yolunda gittiğini rapor etti. Bunun üzerine kaptana; motor gambotun takip ettiği rotaya uyarak gemiye yol vermesini söyledi. Benzinden tasarruf amacıyla iki numara Enosis’in yedeğine girdi. Bir numara da, geminin yanında olduğu halde kafile yola çıktı. Batum açıklarına varıldığı sırada bulutlar kararmaya ve alçalmaya başladı. Bütün işaretler kopacak fırtınanın habercisi idiler. Coştuğu zaman, koskoca gemileri birer ölüm teknesine çeviren Karadeniz, bu motor gambot denilen gemi minyatürleriyle kim bilir nasıl oynayacaktı. Türk denizcileri endişelenmekte haklı idiler. Enosis’in güvertesinde parmaklıklara yaslanıp ufku kollayan yolcular ise, havanın kararmasına hiç aldırmıyorlardı. Onlar aksine, kopacak fırtınanın kendilerini Türk kıyılarına varmalarını geciktireceği için seviniyorlardı bile... Çünkü onlar, ümitlerini Yunan torpidolarına bağlamışlardı. Hatta fırtınanın motor gambotları batırarak kurtulacaklarını bile umuyorlardı. Nihayet beklenen fırtına koptu. Karadeniz’in meşhur üçerlemeleri, gemileri sanki devirip altına alacakmış gibi bir şelale uğultusuyla yuvarlamaya başladı. Enosis’in yedeğinde bulunan iki numara da ayrılmış bağımsız seyrediyordu. Teknesi, bir denize dalacaklarmış gibi başları üzerine dikilerek bir vakit pervaneleri havada bırakıyorlar, bir omurgalarını meydana çıkaracak kadar yalpalıyorlardı. Zaman zaman pervanesinin böyle havada çalışması sonunda iki numaralı motor gambotun sancak makinesinin şaftı kırılarak denize doğru kaymaya ve bu arada şaft yolundan makine dairesine sular girmeye başladı. Biraz sonra şaft kurtulup denize gidince şaft boğazından hücum edecek sular tekneyi birkaç dakika içinde batıracaktı. Alınacak tek tedbir denizden şaftı içeri itip, yerine oturtmaktı. Buna da bu fırtınada imkân yoktu. Fakat Milli Mücadele ruhu, olanaksızlıkları mümkün kılıyordu. Bir Mehmetçik ortaya atıldı, denize girerek şaftı içeri itme teklifinde bulundu. Denize atladı, şaftı içeri itip tekneyi mutlar bir batma tehlikesinden kurtardı. Kafile yola Hopa, Atine (Pazar) ve Rize’ye uğrayarak 1 Mayıs sabahı Trabzon’a vardı. Burada Enosis’e Türk bayrağı çekilerek gemiye “Trabzon” adı verildi. Şimdi sıra denizcilerimizin merak ettikleri geminin dillere destanlaştırılmış yükünün boşaltılmasına gelmişti. Gemideki resmi kayıtlara göre geminin yükü, Acem halıları, yazı makinesi, deri ve salamura içinde bağırsaklardan oluşuyordu. Bunların değeri iki yüz elli bin lira gibi yüksek bir kıymet ifade ediyorsa da altın, gümüş ve mücevherler meydanda yoktu. Esirler de böyle bir şeyden haberleri olmadığını söylüyorlardı. Fıçılar içindeki salamuralı bağırsaklar, kömürlükler her taraf arandı, tarandı, bir şey bulunamadı. Nihayet bir yazı makinesinin kurcalanması neticesi, ötesine berisine saklanmış iri iri pırlanta taşlar, kıymetli yüzük ve küpeler çıktı. Diğer yazı makinelerinin de mücevher deposu olduğu anlaşıldı; bunlar gümrüğe teslim edildi. Aradan aylar geçti. Trabzon vapuru Milli Mücadele’ye uçak getirmek üzere Rusya’ya seferler yaptı. Zonguldak’tan kömür taşıdı. Bir gün; diğer personel ile beraber doğuya sevk edilmiş bulunan Enosis’in ikinci kaptanını serbest bırakılması karşılığı yaptığı açıklamalar üzerine, geminin ikinci kaptan kamarasındaki kaplamalar söküldü; toplamı göz kamaştıracak miktarda altın ve gümüş paralar ortaya döküldü.Trabzon ikinci kaptanı farkında olmadan; aylarca bu hazinede yatmıştı. Aradan geçen zaman geçti. Bir gün geminin Yunanlı çarkçıbaşısı aynı şekilde bir açıklamada bulundu. Güya, geminin kazan dairesinde 11 çuval altın ve gümüş varmış, Yunanlı çarkçıbaşının sözleri biraz şüphe ile karşılandı biraz da aklından şüphe edildi. Bu sırada gemi Trabzon’da mendirek içersin de bulunuyordu. Çarkçıbaşının anlattığına göre kazan dairesi arandı. Olacak şey değildi. Pis suların, kömür Tortularının altından bir bir daha bir daha derken, ağızlarına kadar dolu tam 11 çuval çıktı. Çuvallar tamamen altın ve gümüş dolu idi. Gemi personeli de aylarca seyyar bir hazine içinde yaşamışlardı, sefer yapmışlar, hiçbir şeyin farkına varmamışlardı. Çuvallardaki paralar kömür kürekleri ile pasakül kovalarına doldurularak ancak güverteye taşındı ve hükumete teslim edildi. Böylece Enosis vapurunun yüküne ait efsane gerçek olmuştu. Ele geçen bütün yükün değeri bir milyon lira kıymetinde idi. Yük hükümete mal edildi ancak 60 bin lira takdir edilen geminin değerinin yarısı olan 30 bin lira, Ganaimi Bahriye Kanunu’na göre iki motor gambotun subay ve erlerine bölüştürüldü.

9 Ocak 2019 Çarşamba

BÜYÜME GERÇEĞİ

mürşit silahtaroğlu dt.mursit77@gmail.com

15:47 (2 saat önce)
Yanıtla
Alıcı: bcc: letafet
BÜYÜME !!!

Yanında çalışan 10 işçi ile 100 adet tesbih üreten bir tesbih üreticisi,
tanesini 50 liradan satıp;
50x100=5.000 lira ciro elde eder..!

-Üretici bir sonraki ay bir işçi çıkarıp, 90 tesbihi tanesi 60 liradan satar,
90x60=5.400 lira ciro elde eder..!
- Üretici gelirini 5.000'den, 5.400'e çıkardığı için %8 büyümüş görünür..
OYSA Kİ;
- Üretim 100'den 90’a düştüğü için
reel büyüme % -10'dur..
-Tesbih fiyatını 50'den 60’a çıkardığı için
enflasyon %‘20'dir..
-İşçi sayısını 10’dan 9’a düşürdüğü için
istihdam %10 azalmış, işsizlik artmıştır.
İŞTE: 
Kağıt üzerinde büyüme böyle oluyor.
ALINTIDIR
HAYVAN HAKLARIHAYVAN HAKLARI VE OKUNMASI GEREKEN BİR BELGELÜTFEN DİKKATLE OKUYUN VE PAYLAŞMAYA ÇALIŞIN.  BÖYLE BİR GENÇ YETİŞTİRDİĞİ İÇİN ÖNCE AİLESİNE SONRA OKUDUĞU OKULLARA TEŞEKKÜR EDERİM.
Apartmana giren kedilerden rahatsız olan apartman yöneticisi, binanın ilan 
panosuna astığı kağıda aynen şöyle yazar;

“Kapının kapatılmasına ve kedilerin içeri girmemesine dikkat edilmesi rica
 olunur“

Yöneticinin hesap etmediği bir şey vardır; aynı apartmanda bir veterinerlik 
öğrencisinin oturuyor olması!

Bina girişindeki “uyarı” notunu gören öğrenci hemen altına, hem ahlaki 
hem de bilimsel bir manifesto niteliğinde aşağıdaki notu iliştirir;

“Köpek türü günümüzden 15000 yıl önce, kedi türü ise 5000 yıl önce insan 
tarafından kendi çıkarları için evcilleştirilmiştir. 

Köpeği avda kendisine yardım etsin, evi ve sürüyü korusun diye; kediyi iyi 
bir haşere ve fare avcısı olduğu için evcilleştirmişlerdir.

Bu nedenler bu iki hayvan türünün kendi yemeğini bulması ve zor hava 
şartlarına dayanması çok düşük bir ihtimaldir. Bu artık insanlığın görevidir. 

Bu nedenle hayvanları korumalı ve beslemeliyiz.

Bir kedinin veya köpeğin tekrar ormana dönüp eski vahşi yaşamındaki gibi 
avlanmasını bekleyemeyiz. Zaten insanoğlu ne bir orman ne de avlanacak 
hayvan bırakmıştır.

Bir kedinin günlük mama ihtiyacı 75 gramdır ve hava soğudukça daha da 
artmaktadır. Çünkü kediler vücutlarını ısıtabilmek için çok fazla kalori harcarlar.
Eğer yeterli besin alamazlarsa kendi vücutlarını ısıtamaz ve donarak ölürler.
 Bu nedenle üşüyen bir hayvanın apartmana girmesi ve çıkmak istememesi 
çok normaldir.

Aynı şekilde kediler araba motorlarına da ısınmak için girerler. Lütfen motoru 
çalıştırmadan önce bunu kontrol edin. 

Ancak bu durumları hayvana yeterli besin vererek ve kötü havalarda içinde 
saklanabileceği kutular yaparak çözebiliriz.

Sitemizin bahçesinde çok fazla kedi bulunmaktadır. İnsanoğlunun sebep
 olduklarını düzeltmek her insanın borcudur.

Lütfen bu konularda hassas davranalım.

Lütfen bu konuda yardımcı olmasanız bile hayvan yardımına koşanlara engel 
olmayınız. 

Dünya sadece insan için yaratılmamıştır, unutmayınız. 

Veteriner hekim öğrencisi. 
Daire: 3

11 Ağustos 2018 Cumartesi

PAPAZIN İDEANAMESİ İLE İLGİLİ

Papazın ideanamesini okudum.Gerçekten bu ideaname ile mi bu adamı 2 senedir hapiste tutuyorlar.? Bu inanılmaz bir şey ve şu gizli tanık yöntemi muhakkak tekrardan ve ciddi bir şekilde gözden geçirilmelidir. Bu gizli tanıklıkla FETÖ cü denilen hakimlerin neler yaptırdığını, kimlerin nasıl canını yaktığını en gerçekçi biçimde gördük. Artık bu gizli tanık komedisine bir sor vermek gerekir. Bu gizli tanığa soracaksın bunlar olurken sen neredeydin, neden ihbarda bulunmadın, bulundun da kimler bu bilgileri işleme almadılar diye sormazlar mı?. 
Hele Türkiye nin Amerika tarafından işgalinde kullanılacak petrol istasyonu ve devlet demir yollarının kullanılacağı ideasın da bulunan kişi bence çok tarihi film ve roman okumuş biri olmalı. Demir yolları artık bu gibi işlerde kullanılmıyor aşağı yukarı yarım asırdır. Çok daha inandırıcı hazırlanabilirdi. Böyle idea namelerle biz eli günü önce güldürür sonra kızdırırız. Bence bu bilgiler kozmik odanın işgal edilmesi sırasında sızdırılan tarihi belgelerden elde edilmiş olabilir. Esas bu gizli tanıkların FETÖ bağlantıları incelenmeye değer diye düşünüyorum. 
Bence mahkeme en kısa zamanda yattığı süreyi kapsayan veya her hangi bir karar vererek bu işi adaletin konusu olmaktan çıkarmalı ve topu yürütmeye atmalı. Yürütme bu adamım cezasını nasıl çekeceği konusunu rahatlıkla tartışa bilir. Adaletin bu tip problemlere malzeme yapılması Türkiye ye olan tüm güvenirliği ve yatırım iştahını ortadan kaldırabilir. Zaten tartışılan bir hukuk sistemimizin olduğunu da düşünürsek yatırım yapacaklar devlete karşı hak arama durumunda buna imkan bulamayacakları kaygısına kapılmaları gayet normaldir. Kayyum atanan şirketler, bir kararname ile neyin ne olacağının bilinmemesi, bir gizli tanıkla o şirketin yetkililerinin yıllarca sürecek mahkemelerde tutuklu kalmaları zaten Türkiye üzerinde ki risk faktörleri olarak değerlendirilebilinir. Sıcak para para kazanırken güven ister. İlerisini görmek ister. Bu şartlarda kapkaççı yatırımcıdan başkasını bulmak zordur oda gelir vurgunu vurur ve hemen gider ve bize care olmaz. Hayrından çok zararı olur.
Bağımsızlık asıl olan bir haktır ama sorumsuzluk anlamına gelmez. Ben kafama göre takılırım diyen çocuklar bile oyun arkadaşı bulamazlar.Mutlak hürriyet olmadığı gibi mutlak bağımsızlık da  olmamalıdır. Bizim bağımsızlığımızın, bir başkasının bağımsızlığını ihlal etmesi durumunda bağımsız değil saldırgan oluruz ve buna çok dikkat etmemiz gerekir.
Tarafsızlık da, tarafsız olabilmek için güçlü ekonomik gücün ve sağlam bir politikan olmalıdır aksi halde bir taraf seçmen gerekir ki 1. Dünya Savaşında olduğu gibi yanlış taraı seçersen çok ama çok zararlı çıkarsın. Her iki tarafa da oynayım dersen de sade kullanılan olursun ve ilk fırsatta da harcana Gerçekten bu ideaname ile mi bu adamı 2 senedir hapiste tutuyorlar.? Bu inanılmaz bir şey ve şu gizli tanık yöntemi muhakkak tekrardan ve ciddi bir şekilde gözden geçirilmelidir. Bu gizli tanıklıkla FETÖ cü denilen hakimlerin neler yaptırdığını, kimlerin nasıl canını yaktığını en gerçekçi biçimde gördük. Artık bu gizli tanık komedisine bir sor vermek gerekir. Bu gizli tanığa soracaksın bunlar olurken sen neredeydin, neden ihbarda bulunmadın, bulundun da kimler bu bilgileri işleme almadılar diye sormazlar mı?. 
Hele Türkiye nin Amerika tarafından işgalinde kullanılacak petrol istasyonu ve devlet demir yollarının kullanılacağı ideasın da bulunan kişi bence çok tarihi film ve roman okumuş biri olmalı. Demir yolları artık bu gibi işlerde kullanılmıyor aşağı yukarı yarım asırdır. Çok daha inandırıcı hazırlanabilirdi. Böyle idea namelerle biz eli günü önce güldürür sonra kızdırırız. Bence bu bilgiler kozmik odanın işgal edilmesi sırasında sızdırılan tarihi belgelerden elde edilmiş olabilir. Esas bu gizli tanıkların FETÖ bağlantıları incelenmeye değer diye düşünüyorum. 
Bence mahkeme en kısa zamanda yattığı süreyi kapsayan veya her hangi bir karar vererek bu işi adaletin konusu olmaktan çıkarmalı ve topu yürütmeye atmalı. Yürütme bu adamım cezasını nasıl çekeceği konusunu rahatlıkla tartışa bilir. Adaletin bu tip problemlere malzeme yapılması Türkiye ye olan tüm güvenirliği ve yatırım iştahını ortadan kaldırabilir. Zaten tartışılan bir hukuk sistemimizin olduğunu da düşünürsek yatırım yapacaklar devlete karşı hak arama durumunda buna imkan bulamayacakları kaygısına kapılmaları gayet normaldir. Kayyum atanan şirketler, bir kararname ile neyin ne olacağının bilinmemesi, bir gizli tanıkla o şirketin yetkililerinin yıllarca sürecek mahkemelerde tutuklu kalmaları zaten Türkiye üzerinde ki risk faktörleri olarak değerlendirilebilinir. Sıcak para para kazanırken güven ister. İlerisini görmek ister. Bu şartlarda kapkaççı yatırımcıdan başkasını bulmak zordur oda gelir vurgunu vurur ve hemen gider ve bize care olmaz. Hayrından çok zararı olur.
Bağımsızlık asıl olan bir haktır ama sorumsuzluk anlamına gelmez. Ben kafama göre takılırım diyen çocuklar bile oyun arkadaşı bulamazlar.Mutlak hürriyet olmadığı gibi mutlak bağımsızlık da  olmamalıdır. Bizim bağımsızlığımızın, bir başkasının bağımsızlığını ihlal etmesi durumunda bağımsız değil saldırgan oluruz ve buna çok dikkat etmemiz gerekir.
Tarafsızlık da, tarafsız olabilmek için güçlü ekonomik gücün ve sağlam bir politikan olmalıdır aksi halde bir taraf seçmen gerekir ki 1. Dünya Savaşında olduğu gibi yanlış taraı seçersen çok ama çok zararlı çıkarsın. Her iki tarafa da oynayım dersen de sade kullanılan olursun ve ilk fırsatta da harcan n.
Saygılarımla

2 Ağustos 2018 Perşembe

BU GÜN, YARIN VE 100 GÜNLÜK EYLEM PLANI

8 Ağustos da açıklanacak 100 günlük eylem planı ile üzeri balla kaplı 100 kazık açıklanmayı bekliyor. İlk kazıklar doğal gaz ve elektrik ile başladı. Bunlar o 100 kazığa dahil değil. 100 günlük eylem planı geçmediğin köprülerin, tüp geçişin, ücretli oto yolların devlet garantisinde ki ödemelerinin nasıl olacağını gösterecek. Tabii bu dolar ile yapılacak bu ödemelerin doların hızını daha da arttıracağını, bunun da yeni zamlara neden olacağı kesin. Tabii bu noktaya gelişimizin tek sorumlusu dış güçler. İç güçler masum.
Bu durumdan nasıl çıkılır bilemiyorum çünkü sorumluların durumun kritikliğinden haberdar olmadığını sanıyorum. Hala gösteriş ve şaşa peşinde görünüyorlar. Sürekli yükselen devlet garantili dolar ödemeleri için istediğiniz kadar TL toplayın, hatta bunun çok üstünde TL toplayın dolar ödediğiniz sürece dolarda ki artışı önlemeniz mümkün değildir. Bunun diş güçler, bizi kıskananlar ile bir ilgisi yoktur. Bu bir matematik işlemidir.
İthalatımızı azaltıp, üretiminizi arttırıp, ihracatınızı artırıp dolar elde etmediğiniz sürece başka çözüm yoktur. Türkiye yi satarak bunu çözemeyiz. Türkiye'nin gidişini sağlıklı görmeyen ülkeler sattığınız mülklere de itibar etmeyeceklerdir. Araplarda Türkiye'nin kendi ülkelerinden gittikçe farkı kalmadığı için Türkiye ye gelmekte pek de istekli değiller artık. Nereden mi vardım bu sonuca? İltica için Arap topraklarını değil Avrupayı canları pahasına tercih etmelerinden.
Nasıl mı çıkacağız bu durumdan?
Önce devlet şunu kabul etmeli. Enflasyonu, büyümeyi, işsizliği ve diğer ekonomik verileri emir komuta ile istediğiniz değerlerde gösterebilirsiniz fakat ekonominin evrensel kanunları ve neticeleri vardır. Önce bunun kabul edilmesi, durumumuzun ciddi olduğu ve tüm sorunların ekonomi bilimi çerçevesin de çözümlenebileceğini kabul etmemiz ve pembe rüyalardan uyanmamız gerekir. Ekonominin kanunları çerçevesinde milli bir dayanışma ve devletten başlamak üzere tasarruf tedbirleri uygulayarak tüm gücümüzle üretim ve ihracata yönelmektedir. İnşaat sektörü değil, ihracata yönelik katma değer yaratacak sektörlere devletçe, özel sektörce yatırımlar yapmak ve ihracat seferberliği başlatmak gerekir. Yerli mala özendirmek, lüks ithal mallara bağımlılığı ortadan kaldıracak politikalar üretmek gerekir. Bu günü atlatalım değil, yarını kurtaralım sloganı ile devrim yaratmak gerekir.

Rahip Brunson davası hakkında.

Olayın hiç içinde değilim. Kimdir, ne yapmıştır bilmiyorum açıkçası. Beni ilgilendiren 9 Aralık 2016 da tutuklanan birinin halen süren davasıdır. Bir kişi suçlu ise tutuklarsın, mahkeme edersin ve suçlu ise cezasını mahkeme verir. Yargıtay onaylar,
Anayasa mahkemesine gidilirse oda kararını verir ve cezasını çekmeye başlar. Bundan sonra ki süreç cezasını nerede çekeceğidir. Türkiye de mi? Amerikan vatandaşı olması itibariyle Amerika da mı? Bu farklı bir tartışma ve görüşme platformudur.Kimse buna bir şey söyleme hakkına sahip değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vereceği karara bağlıdır.Eğer 2016 dan beri bir insanı mahkeme ediyorsan ve hala suçlu mu suçsuz mu karar veremiyorsan burada bir sorun var demektir. Bunun izahı mümkün değildir.
Süreci adalet mekanizması içinde tutmak yanlış ve adalet mekanizmamızın eleştirilmesinde dünya kamu oyunda haklı noktalara taşır.
İnsanları vahşi hayvanlar gibi kafese kapatıp, başkalarının onu kafeste izlemesi doğru bir hareket değildir.
Adalet mekanizması çok basittir. Suçlu ise cezasını çeker, suçsuz ise evine gider. Bu kadar basittir.
Özel meseleler de adalet mekanizmasını kullanmak evrensel adalet anlayışına terstir ve doğru değildir. Böyle durumların oluşması adalet sistemini tartışmalı bir hale getirir.

9 Ekim 2017 Pazartesi

WIKIPEDI VE WIKIMEDIA ULAŞIM ENGELLENMESİ HAKKINDA

Wikipedi ve Wikimedia hakkında.
Kanımca Wikipedi ve Wikimedia ya ulaşım kısıtlaması doğru bir davranış değildir. Sorun aleyhimize bazı paylaşımlara imkan vermeleridir: Burada önemli olan bizim de bu haksız paylaşımlara cevap verme, haklı olduğumuz konuları Türkçe ve yabancı bir lisan da paylaşabilme olanağımız olmasıdır.
Bu dünya kamu oyuna açılan önemli bir penceredir.
Wİkipedi ve Wikimedia ya ulaşımın engellenmesi haklı olduğumuz konuları dünya ya duyurabilme, yapılan yanıltıcı yayınlara cevap verebilme olanağımızı ortadan kaldırmaktadır.
Biz ne yapıyoruz, tembelliğimizden ve bilgisizliğimizden böyle bir hakkı kullanmak yerine bunu kapatarak devekuşunun korunmak için kafasını kuma gömmesi gibi sanki kendimizi koruyoruz.
Bizin kendimizi, dinimizi, inançlarımızı, örf ve adetlerimizi korumamıza ihtiyacımız yoktur, biz onlara zaten sahip çıkıyoruz. Burada sorun dünya ya bunları doğru tanıtmak ve ülkemize karşı yapılan haksız ve yanıltıcı yayınlara cevap vermektir. BAŞARI BİZİM WIKIPADİ VEYA WIKIMEDIA YA ULAŞIMI ENGELLEMEK DEĞİL, BAŞKALARININ BUNU YAPMASINI SAĞLAMAKTIR. ÖRNEĞİN ERMENİSTAN WİKİPEDİ YE ULAŞIMI ENGELLEMESİDİR.