Bu Blogda Ara

26 Temmuz 2020 Pazar

Ahmet Haşim'in 1919 Anadolu'sunun İçler Acısı Halini Anlattığı Mektubu

ÜZÜCÜ AMA GERÇEK. ÜLKENİN 1/4 Ü ŞAŞA İÇİNDE YAŞARKEN ANADOLU'NUN İÇLER ACISI HALİ. ASKERİ DOKTOR OLAN RAHMETLİ BABAMDAN DA DİNLERDİN, VEREME,SITMAYA, FRENGİYE, SARI HUMMAYA, TİFO VE DİFTERİYE, ÇİÇEK VS. KARŞI TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN VERDİĞİ AMANSIZ SAVAŞI VE BAŞARILARINI. EMEĞİ GEÇENLERİN RUHLARI ŞAD OLSUN. NURLAR İÇİNDE YATSIN. 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ YALINIZ İSTİKLAL SAVAŞI İLE VAR OLMADI. SONRASI ÇOK DAHA BÜYÜK BİR SAVAŞTI. ONUDA BAŞARDI. 

BUNU KABUL ETMEYENLERİN GÖZLERİNE DURSUN YAPILANLAR.


Ahmet Haşim'in 1919 Anadolu'sunun İçler Acısı Halini Anlattığı Mektubu
Ahmet Haşim'in 3 Eylül 1919 tarihinde dönemin Manisa milletvekili Refik Şevket Beye gönderdiği mektubunu Sözlük yazarı ''billions and billions'' paylaşmış.
her Türk vatandaşının defalarca okuması gerektiğini düşünüyorum.
“sevgili refik,
ihtimal sana fazla yazıyorum. fakat ben bundan memnunum. bulunduğum noktalardan sana doğru uçurduğum bu mektuplarla pervaz-ı evraktan oluşmuş ve bütün mesafeler boyunca sürekli maddi ve manevi bir bağ ile kendimi sana bağlı tutmak istiyorum. iletişimimizin bu gidişatı seni bunaltıyor mu? geçen mektubumu Niğde’den yazmış ve o mektubu gönderdikten sonra sancağın bütün kazalarını teftişe çıkmıştım. yirmi gün süren ve nice bağ ve bahçe safhalarına rağmen ruhumda hiçbir hakikî lezzetin hatırasını bırakmayan bu devrenin sonunda bu ikinci mektubu gene Niğde’den yazıyorum. gördüğüm Anadolu hakkında bilmem sana ne yazayım?
öncelikle bu bölgede kimler yaşıyor? görülen harabelerin yapıcısı hangi cins yaratıktır? bunu, köy ve kasaba diye gördüğümüz renksiz harabe yığınlarına bakıp anlamak asla mümkün olmamıştır. Anadolu köylüsünü sınıflandırmada karıncalar cinsine ithal etmeli fikrindeyim. gündüz ağaçsızlıktan dolayı müthiş bir güneş altında yanan ve gece en güzel yıldızlar altında bütün böceklerinin sonsuz sesleriyle uzanıp giden bu araziden herhangi saat geçilmiş olsa yalnız yiyeceğini tedarikle meşgul, “gıda” sabit fikirliliğiyle sersemleşmiş, neşesiz ve yorgun bir insaniyetin zor çalışma şartlarına tesadüf olunur. sanki cehennemî bir fırın karşısından yeni ayrılmış gibi yüzleri kıpkırmızı, dudakları çatlak, elleri kuruyup siyahlaşan bütün bu insanlar ya gıda maddesini biçmekle, ya onu taşımakla, ya onu savurmakla ve yahut onu metharlarına doğru çekip götürmekle meşgul görünür. tıpkı karıncalar gibi, tıpkı karıncalar gibi fakat boğazlarının kârına olarak aklın bütün maharetlerini ret ve iptal eden bu adamların boğazı da memnun etmekten pek uzak bulundukları, en zenginlerinin evinde geçirilen bir gecenin sabahında, nefis bir yemek diye sofraya getirilen suyla pişmiş uğursuz bir fasulyanın barsaklarda sebep olduğu gazlar ve ıstıraplar ile uyanılıp da anlaşıldığı zaman, bu akılsız kardeşlerin maksatsız hayatına, boşa giden üstün gayretle çalışmalarına karşı derin bir elem duymamak mümkün değildir.
Refik; Ankara’da, Almanya imparatorunun Anadolu hastalıklarını tetkik etmek üzere gönderdiği bir tıp heyetinin bazı büyük rütbeli ileri gelenleriyle görüştüm. bunlar, bir seneden beri her gelen hastayı ücretsiz muayene etmek ve mümkün olduğu kadar incelemelerini sıhhatli kişiler üzerinde (mektep talebesi gibi) yapmak suretiyle şunu anlamışlardır ki, Anadolu Türklerinin karınları kurtlarla yüklü ve kanları bu kurtların salgıladığı parazitlerle dolu bulunuyor. cinsi, yakın bir yok olma ile tehdit eden bu hâlin sebebi neymiş bilir misin? beslenme eksikliği.
Her ne kadar garip görünse de Anadolu Türkleri henüz ekmek yapımından bile habersizdirler. yedikleri mayasız bir yufkadır ki, ne olduğunu yiyenlerin midesine bir sormalı. istisnasız nakil araçları kağnıdır. ellerinde esir olan öküzler ve bu türden hayvanlar için en zalim düşüncelerin bile icâdından aciz kalabileceği -bununla beraber ağır, dar ve maksada gayr-ı salih bu âlet- hiç şüphe yok ki, taş devri keşfi ve aletlerindendir. kağnı bir araba değil, fakat, hayvana yapışıp onun hayat unsurlarına hortumunu sokan ve bu suretle kanını ve canını çeken bir canavardır. uzaktan görüldüğü zaman heyet-i umumiyesiyle bir arabadan ziyade büyük ve korkunç bir karafatma hissini veren tarihe aşina bir göz için üzerindeki uzun değneği ve ayakta duran arabacısıyla dara ve Keyhüsrev devirlerine ait taşlar üstünde çizilmiş ilkel arabaları hatırlatan bu kağnıların boyunduruğu altında masum hayvanların çektiği azabı gördükçe, onu sevk eden sakin köylünün insanlar gibi bir ruhu olup olmadığından şüphe ettim.
Anadoluluların becerikliliği ancak öküz tezeğini kullanmakta ve onu kullanılmaya uygun bir hâle sokmak için buldukları çarelerin çeşitliliğinde görülür. Tezeğin bu adamlar nezdinde ki kıymeti hayret vericidir. Sürüler meraya çıkarken ve yahut akşam şehre girerken kadın ve çocuk, gözleri nurlu bir noktaya cezp edilmiş gibi, öküz kıçlarından bir saniye dikkatlerini ayırmayarak ve yüzlerce rakipten geri kalmak korkusuyla seri adamlarla koşarak, öküz götünden düşen en ufak bok parçasını toplamak üzere dirseklerine kadar bulaşık elleri ve hırstan göz bebekleri fırlamış gözleriyle yere kapanırlar. bu boklar toplanır, sepetlere doldurulur, evlere cem ettirilir ve nihayet bir altın mayası yoğurur gibi, altın gerdanlıklı genç kadınlar beyaz kollarıyla onu yoğururlar ve muntazam yuvarlaklar hâline koyup kurumak üzere duvara yapıştırırlar. Anadolu’nun duvarları bu öküz pislikleriyle sıvalıdır. bütün havalarında o hoş koku solunur. yemekleri, sütleri, ekmekleri hep tezek dumanının kokusuyla ele alınmaz bir hâldedir. Eski Mısırlılardan ziyade Anadolular apis öküzüne hürmet etmeliydi. öküz, burada hayatının genelinin zenbereğidir.
Evlerine gelince, onlar da öyle: duvarlar yontulmamış alelade taşların, çalı çırpının, leylek yuvasında olduğu gibi, gelişigüzel dizilmesinden hasıl olmuştur. Baca nedir, bilir misin? dibi kırık bir testi. Kızılırmak civarında, büsbütün ev inşasından da feragat ederek, toprağın maddesel özelliğinden yararlanarak dağları oymakla vücuda getirdikleri mağaralar içinde kuşlar gibi yaşarlar. Nevşehir’den yarım saat beride güvercinlik adında kovuklardan oluşan bir köy vardır ki, hakikaten ancak bir güvercinlik olmaya yakışan bir köydür. Anadolu, külliyen temizlikten mahrumdur. Sakallı Celâl’in dediği gibi en nefis bir icatları olan yoğurt bile pislik mahsulünden başka bir şey değildir. kaynamış süte kirli bir demir parçası yahut eski bir gümüş para atılsa sütün derhal yoğurda dönüşeceğini sen de bilirsin.
Anadolu, hemen bir uçtan bir uca firengilidir. Anadoluların güzelliği de bozulmuştur. bir köy, bir kasaba veya bir şehrin kalabalığına bakılsa, şehrin kalabalığında o kadar topal, topalların o kadar çeşitlisi, o kadar cüce, kambur, kör ve çolak görülür ki, insan kendini eşyanın şeklini bozan dışbükey bir camla etrafa bakıyorum zanneder. Bununla birlikte güzel oldukları zaman da güzelliklerinin emsalsiz olduğunu itiraf etmeli. Siyah, derin ve titretici gözlerle insana bakan şalvarlı, düzgün ölçülü Anadolu kadınları; sizleri nasıl unutacağım? gençleri, insanın bazen en mükemmel bir örneğini temsil ederler. fakat, bunlar, Nadirlerdendir., 
Refik. Anadolular hakkında sana daha çok yazacak şeyler varsa da mektuba gülünç bir makale süsü vermemek için bu konuyu burada kesiyorum. Anadolu seyahati artık benim için nihayet buluyor demektir. bundan da üzgün değilim. … Niğde teftişi son bulmuştur. iâşe heyet-i teftişiyesine girdiğim günden beri kazandırmış olduğum tutar iki bin liraya varmıştır. Benim zararım ise pek çoktur. öncelikle sağlığım bozuldu. hayli keçi eti yedim. Bir çok da gereksiz masraflar ettim ve rahatımdan da bir çok şey kaybettikten sonra yerimden de oldum. yakında, belki, üç gün sonra İstanbul’a gidiyorum.''
ahmet haşim, 3 eylül 1919
kaynak: güzel yazılar-mektuplar—türk dil kurumu yayınları(s.67–72) - o. karaveli, sakallı celâl, 5. baskı, 2004, pergamon yayınları, s. 45-46.

20 Temmuz 2020 Pazartesi

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası bir kaç yaban hayvanından gelecek üç beş kuruşa muhtaç mı kaldı. Öyleyse Doğa sevenler seve seve o parayı ödeyerek bu hayvanları kurtarabilir.
AVLAMA SATIN AL DOĞAYA SAL.
Her gün sözde etkili bir ses ile " ihtiyaç halinde ki her işletmenin, her vatandaşın yanında Türkiye Cumhuriyeti Merkez bankası yanında" derken Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası zavallı ve tüm dünyada koruma altına alınan yaban hayvanları için ihale açıyor ve ısrarla sanki en önemli i bir iş gibi üzerine düşüyor. Bu yaban hayvanlarını Türkiye'nin her yerinde yabana kazandırmaya çalışması gereken Türkiye Cumhuriyeti Devleti ise bunlara harp açıyor. Sokakta ki çocuğun bile tahmin edebileceği gibi bu ihale bu yaban hayvanlarının soyu tükeninceye kadar devam edecektir.
Eminim bu ihale için çaba harcayan siyasiler bu av partisinde ilk sıraları alacaktır. Bu katliamı gerçekleştireceklerdir.

HAYDİ GREEN PEACE, DOĞA SEVERLER, HAYVAN SEVERLER, ŞİDDETE KARŞI OLANLAR, İÇİNDE YARADANIN YARATTIĞINA KIRINTI KADAR SEVGİ DUYANLAR. ÖDEYELİM O İHALE BEDELİNİ DE ÇOCUKLARIMIZ DOĞAL ORTAMINDA YABAN HAYVANLARINI BİR MÜDDET DAHA İZLEYEBİLSİNLER.

22 Mart 2020 Pazar

COVİT 19 beraberinde kendisinden çok daha tehlikeli bir salgını da beraberinde getiriyor. Covit 19 için tedbir kapsamında oldu bittiğe getirilerek bir torba yasa hazırlanıyor. Sanki ceza evleri Covi19 için en korunaklı yerler değilmiş gibi oradan suçluluları yine masum insanların arasına salmaya çalışıyorlar.
Covit 19 görünmeyen bize zarar veren bir virüs iken beraberinde getirdiği, görünen ve toplumun önünde dolandıran, döven, soyan, öldüren, yarım kalmış hesaplarını tamamlamak peşinde olan, terörist, çete mensupları zorba insanları tekrar içimize salmaktır. Kısa zamanda onlar tekrar ceza evlerine girecek ve bizler zarar görenler, hayatlarımızı kaybedenler olacağız. Bu her af sonrası tekrar eden bir süreçtir. Kader mahkumları dedikleri bu insanların zarar verdiği, tecavüz ettiği, çocuk yaşında ki kızları zorla kaçıran, hırsızlık yaparak, alın teri ile zar zor kazandıklarını çalıp kaçanlar mı, şiddetten kaçan kadınları öldürenler dövenler mi, yolsuzluklarla çoluk çocuğun rızkını gasp edenler mi yoksa bunların mağdurları mıdır?
Bir zihniyet kız çocuklarını zorla kaçıran, tecavüz edenleri haklı görebilir. Kadınların işkence görmesini onların fıtratı olarak görebilir ki o zihniyet kadına ve çocuklara bakış açılarını alenen müdafaa edenlerdir.
Türk milleti bilir ki Covit 19 salgını ile adı şartlı tahliye olan af ile bir ilgisi yoktur. Bu bir zihniyetin fırsattan istifadesidir.

20 Ocak 2020 Pazartesi

12 Ocak 2020 Pazar

BU ÇOK KOMİK. SURİYE'NİN BÜYÜK BİR KISMI REJİM YANİ ESET DENETİMİNDE KALAN KISIM DA İNSANLAR BİZE GÖÇ EDİYOR. MADEM Kİ EKİLECEK, BİÇİLECEK YERLER VAR VE KENDİLERİNE YETTİĞİ GİBİ BİZE DE İHRACAT YAPIYORLAR. BİZDE Kİ SURİYELİLERİN NE İŞİ VAR BURADA. BUNU SOKAKTAN GEÇEN ÇOCUĞA SORSAN SANA GÜLER GEÇER. NEDENSE SOĞAN GEÇEN SENE BİRDEN YOK OLDU, DEPOLAR BASILDI TANZİMLER KURULDU SONRA YİNE SURİYE'DEN İTHALAT YAPILDI. ŞİMDİ DE HUBUBAT İTHAL EDİLECEKMİŞ. KENDİ MALIMIZI SURİYE'DEN İTHAL EDECEĞİZ. LÜTFEN SÖYLEYİN KİMLERİ ZENGİN ETMEK İSTİYORSUNUZ.????SURİYE'DEN DAHA BAŞKA NELER İTHAL EDECEĞİZ???EVET HUBUBAT İTHAL EDELİM AMA YERİNE DE SURİYELİ İHRAÇ EDELİM Kİ BİZE DAHA ÇOK İHRACAT YAPABİLSİNLER.
SİLİVRİ DEPREMLERİ
BAZI UYGULAMALARI VE SÖZDE BİLİM ADAMLARININ İFADELERİNİ ANLAYAMIYORUM. SON 4.7 İKİNCİ DEPREMİ SONRASINDA BIR ÇOK DEPREM UZMANI BİLİM ADAMI KONUŞTU. HEMEN HEPSİNİN ORTAK NOKTASI SİLİVRİ AÇIKLARINDA FAY HATLARININ KESİŞMESİ. BUNU GERÇEK OLARAK KABUL EDERSEK AYNI BÖLGEDE DENIZ ALTI ÇOK BÜYÜK BİR DOĞAL GAZ DEPOLAMASI YAPIMI İÇIN DEV SATURN SONDAJ PLATFORMU ÇALIŞMALARA BAŞLAMIŞ. BÖYLE HASSAS BİR BÖLGEYSE SİLİVRİ AÇIKLARINDA DEV BİR DOĞAL GAZ DENİZ ALTI DEPOLAMA SI YAPILMASINI ANLAMAK ZOR.
KALDI Kİ, ÜST ÜSTE YAŞANAN KISA SÜRELİ SİLİVRİ DEPRENLERİNİN BU DEV PLATFORMUN SERT YÜZEYLERE RASTLAMASI HALİNDE PATLAYICI İLE BU TABAKALARI PARÇALA NDIĞIDA BİLİNEN BİR GERÇEKTİR. ANLAMADIĞIM BU BÖYLEYSE NEDEN ÖNCEDEN BİLGILENDİRİLMEDIGİ. TABİİ HEMEN ARKASINDAN SİLİVRİ'NİN KENTSEL DÖNÜŞÜMÜNE HIZ VERİLMESİ. HATTA RİSKLİ BÖLGE İLAN EDİLMESİ BİR TAŞ İLE İKİ KUŞ VURMAK İSTENMESİNDEN Mİ KAYNAKLANIYOR. BOTAŞ ACİLEN VE GERÇEK OLARAK SONDAJ ÇALIŞMALARINDA PATLAYICI KULLANILIP KULLANILMADIĞINI AÇIKLAMALIDIR. BÖYLE BÜYÜK BİR PROJEDE NASIL OLUPTA PATLAYICI KULLANILMADAN SÜRDÜRÜLDÜĞÜNÜ DE AÇIKLAMALIDIR. BU DENLİ HASSAS BİR NOKTADA NASIL BÖYLE BİR PROJE KARARI ALINDIĞINI DA AÇIKLAMALIDIR.
SİLİVRI AÇIKLARINDA BU GÜNE KADAR HİÇ DEPREM OLMAZKEN SATÜRN SONDAJ GEMİSİNİN ÇALIŞMAYA BAŞLAMASI İLE BİRLİKTE OLMAYA BAŞLAYAN SİLİVRİ DEPREMLERİNİN İZAHATINI DA DEPREM UZMANLARINA BIRAKIYORUM.

10 Ocak 2020 Cuma

SURİYE DEN İTHALAT YAPACAKMIŞIZ. KİMDEN ESAT'TAN MI?YOK ESAT'TAN DEĞİLSE ŞU BİZE GELENLERDEN. BİZE İHRACAT YAPAN BİR YER, BİZİ AŞMIŞ DEMEKTİR. O ZAMAN BİZDE Kİ SURİYELİLERE İHTİYAÇ DUYUYORLAR DEMEKTİR. BENCE DERHAL SURİYE YE GİDEREK ÇALIŞMAYA BAŞLAMALILAR. AMA BURADA ÇALIŞMADAN MAAŞ ALMAK DURURKEN NİYE GİDİP ORADA TARIMDA ÇALIŞACAKLAR. YOKSA BU İŞİN İÇİN DE BİR BAŞKA İŞ Mİ VAR ACABA?????????? (ÜRÜNLERİ PİYASADAN ÇEKEREK FİYATLARINI YÜKSELTMEK SONRA DA SURİYE DEN İTHAL ETMİŞ GİBİ YÜKSEK FİYATTAN SATMAK. OLUR MU OLUR)
MADEM HUBUBAT ALIYORUZ BUNUN SAMANI DA VARDIR, DEMEK Kİ SAMAN DA ALACAĞIZ EĞER SAMAN ALMAZSAK O ZAMAN DEMEK Kİ İÇ SAVAŞIN SÜRDÜĞÜ SURİYE SAPSIZ HUBUBAT ÜRETMEYİ BAŞARMIŞ DEMEKTİR VE TEKNOLOJİDE DE BİZİ GEÇMİŞLERDİR. BİR DE İÇ SAVAŞ BİTSE O ZAMAN DÜNYAYI SARACAKLAR.
AKLIMLA DALGA GEÇME LÜTFEN, NİNNİ İLE UYUYANLAR İÇİN OLABİLİR AMA BİZ ONLARDAN DEĞİLİZ !!!!! BİZİM SINIRLARIMIZA AKIN EDEN SURİYELİLER SAVAŞTAN MI KAÇIYOR, ÇALIŞMAKTAN MI?

SÖYLEDİĞİN NİNNİLER İLE UYUYANLAR BUNA İNANIR AMA BENİM AKLIMLA DALGA GEÇME